Düşmüş Melekler Yalanı

Resim: J.Gavehard

Hz.İdris’in Enok Kitabında yer aldığı söylenen Düşmüş Melekler konusunun nasıl bir uydurma ve yalan olduğunu Kur’an-ı Kerim ayetleri ortaya çıkarıyor. Cinlerden olan İblis, meleklerin de isyan edebileceği yalanını yaygınlaştırmak istese de Kur’an-ı Kerim ayetleri bunun asla mümkün olmadığını ve olamayacağını bizlere söylüyor. Ayrıca kitapta Düşmüş Meleklerin güya insanlara metal işçiliğini, mancınık yapmayı, büyü yapmayı ve çözmeyi, astrolojiyi, yıldızları, bulut bilgilerini, toprak bilgilerini, güneş bilgilerini, ay hareketlerini vb. öğrettikleri yazdığı söylenirken, tam tersi aslında Hz. Adem yaratıldığında ona yeryüzündeki tüm isimler öğretilmişti yani nesne ve eşyanın yorumlanması yeteneği ve bilgisi verilmişti. İblis burada bile konuyu saptırmak istemektedir. Cinlerden olan İblisle beraber kovulan meleklerin asla olmadığını, Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda öğreniyoruz:

  • Nahl Suresi, 49. ayet: Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
  • Hicr Suresi, 28. ayet: Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.”
  • Bakara Suresi, 30. ayet: Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.
  • Bakara Suresi, 31. ayet: Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.
  • Hicr Suresi, 30. ayet: Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
  • Sad Suresi, 73. ayet: Meleklerin hepsi topluca secde etti;
  • Tahrim Suresi, 6. ayet: Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.
  • Fecr Suresi, 22. ayet: Rabbin(in buyruğu) geldiği ve melekler dizi dizi durduğu zaman;

Ayetlerde de meleklerin Allah’ın emrinden asla çıkmayan varlıklar olduğunu, onların büyüklük taslamayan varlıklar olduğunu, hepsinin secde ettiğini, Hz. Adem’e isimleri ve bilgiyi öğretenin rabbimiz olduğunu öğreniyoruz.

Karanlığa ışık tutan, araştıran ve sorgulayan temiz kalpli insanlara selamlar.

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.kadimmabet.net/dusmus-melekler-yalani/

Adem’e Secde Edin mi yoksa Adem için Secde mi?

İlk insan ve ilk peygamber olan Adem(a.s)’in yaratılışı ve Allah’ın emri ile Adem’in varlığına ve yaratılışa saygı açısından Allah kendisine secde edilmesini istemiştir. Bu durumu anlatan ve birbirlerini tasdik eden ayetleri okuyalım;

  • Bakara Suresi, 34. ayet: Ve meleklere: “Adem için secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
  • Taha Suresi, 116. ayet: Hani Biz meleklere: “Adem için secde edin” demiştik, İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
  • Kehf Suresi, 50. ayet: Hani meleklere: “Adem için secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
  • Araf Suresi, 11. ayet: Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Adem için secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
  • İsra Suresi, 61. ayet: Hani, meleklere: “Adem için secde edin” demiştik. İblis’in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: “Bir çamur olarak yarattığın kimse için ben secde eder miyim?”

Bu durumu anlatan ve birbirini destekleyen ayetleri okuduğumuzda örnek olarak Bakara Suresi 34.Ayeti inceleyelim.

Kur’an’da Bakara Suresi 34.Ayetin meali olarak ; (Örnek verirken toplumsal olarak en yaygın olabileceğini düşündüğüm meal çevirilerini konuya ekledim. Lütfen diğer meal çevirilerine kaynakça kısmında yer alan sayfalardan ulaşıp kontrol etmeyi unutmayın.)

Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse ebâ vestekbera vekâne mine-lkâfirîn(e)

[ وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ]

Meleklere, “Adem’e secde edin” demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu. (Diyanet İşleri Meali-Eski)

Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. (Diyanet İşleri Meali-Yeni)

Ve o zaman meleklere: “Âdem’e secde edin!” dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu. (Elmalılı Hamdi Yazır Meali)

Ve o vakit melâikeye «Adem için secde edin» dedik, derhal secde ettiler, ancak İblis dayattı, kibrine yediremedi, zaten kâfirlerden idi. (Elmalılı Meali-Orijinal)

şeklindedir. Dikkat ederseniz Eski Diyanet İşleri Mealinde “Adem’e secde” olarak çevrilirken Yeni Diyanet İşleri Mealinde ise “Adem için” anlamı, Elmalılı Hamdi Yazır Mealinde yine “Adem’e secde” olarak geçerken Elmalılı Orijinial Mealinde ise “Adem için” olarak tercüme edilmiştir.

Peki hangisi doğrudur? Bu sorunun cevabını Allah’tan başka hiçbir kimseye/varlığa veya kişiye secde edilmemesi gerektiği gerçeğini ele alırsak cevap zaten ortaya çıkıyor.

Yapılan incelemede li-âdeme kelimesindeki için anlamına gelen li ön ekinin dikkat edilmeden meali yapıldığıdır.

Bazı kaynaklarda Yusuf Suresi’nin 100.Ayeti’ne atıfta bulunarak ;babası ve kardeşlerinin Yusuf’a secde ettikleri şeklinde sonuçlar çıkartılmıştır. Bundan dolayı da “Adem’e secde” çevirisini normal olarak karşılamaktalar. Fakat yine Yusuf Suresi’nin 100.Ayeti ile ilgili meal kıyaslamalarını yaptığınızda böyle bir secdenin yine yalnız Allah’a yapıldığını anlamaktayız.

Yusuf Suresi 100.Ayette örnek meal çevirileri şöyledir;

Ana babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun önünde (Allah’a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: “Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkardır, O şüphesiz bilendir, Hakim’dir” dedi. (Diyanet İşleri Meali-Eski)

Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Diyanet İşleri Meali-Yeni)

Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: “İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu hak rüya kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(Elmalılı Hamdi Yazır Meali)

Ve ebeveynini taht üzerine çıkardı, hepsi onun için secdeye kapandılar, ve ey babacığım, dedi: işte bundan evvelki ru’yamın te’vili bu, hakikatten rabbım, onu hak kıldı, hakikaten bana ihsan buyurdu çünkü beni zındandan çıkardı ve size badiyeden getirdi, Şeytan benimle biraderlerimin arasını dürtüşdürdükten sonra, hakikat rabbım meşiyyetinde lâtif, hakikat bu, o, öyle alîm, öyle hakîm (Elmalılı Meali-Orijinal)

Bu kıyaslamaların sonucu olarak;

Anlam yönünden, yaratıcı olan mutlak güç ve hüküm sahibi Allah’tan başka, yaratılmış bireylere, peygamberlere secde etme manası yüklemenin hata olduğu ve inceleme açısından ise sadece bir kişinin çevirisine bağlı kalmadan bir çok meali ve çeviriyi de kıyaslayarak okumamız gerektiğidir.

Kaynakça

1-Bakara Suresi 34.Ayet

2-Yusuf Suresi 100.Ayet

3-Prof.Dr.Mehmet Okuyan’ın konu hakkındaki videosu

4-YouTube Kur’an Time kanalı

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.kadimmabet.net/ademe-secde-edin-mi-yoksa-adem-icin-secde-mi/

Kur’an-ı Kerim’e Abdestsiz Şekilde Dokunmak

Bu konuda anlatılmak istenen bizi kurtuluşa götürecek olan kitabı elimize alıp rahatlıkla okuyabileceğimizdir. Okumadan önce isteyen ellerini, isteyen yüzünü yıkayabilir ya da abdest alabilir. Burada abdestli dokunmanın kesinlikle şart olarak dayatılması eleştirilmektedir.

Zorlaştırılan dinde Kur’an-ı Kerim’e dokunulacağı zaman mutlaka abdest alınması gerekmektedir. Bunu da saygı, hürmet maksadıyla söylerler fakat içinde ne yazıldığı ne anlatıldığı hürmetten önemli değildir genellikle. 

Vakıa Suresinin 79.Ayetinde temizlerden(tertemiz, arınmış) “ona temizlerden başkası dokunamaz” kısmını kelimeye benzer şekilde temizlenenler olarak ele alıp mezhepler ve uydurma hadisler üzerinden abdest anlamında yorumlamışlardır. Abdest sadece namaz kılınacağı zaman veya özel hallerde yapılması gereken bir temizlenmedir ve Maide Suresi 6.Ayet’te abdest alma ve diğer hallerdeki temizlenme usulleri belirtilmiştir.

 Hâlbuki yine Kur’an’da Vakıa Suresini 75-81.ayetlerle bir bütün olarak ele aldığımızda “Yo, hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim ki, bilirseniz bu büyük bir yemindir. O elbette şerefli bir Kur’ andır. Korunmuş bir kitapta. Ona temizlerden başkası dokunamaz. O, âlemlerin rabbinden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?” denilmektedir. Buradaki 75-81.Ayetleri bütün olarak değerlendirelim;

Cebrail onu Levh-i Mahfuz’dan peygamberin kalbine indirirken, hiçbir şeytan, cinlerden kötü olanları ve cinlerden olanlar ona bir şey karıştıramaz ve ondan bir şey eksiltemez. Çünkü ona, tertemiz meleklerden başkası dokunamaz! sonucunu ve bir düşünceye göre de “korunmuş bir kitapta” yani Levh-i Mahfuz’da olduğundan oraya sadece melek olan bir varlığın dokunabileceği sonucu çıkmaktadır. 

    Sonucu iyi anlamak için şimdi tümevarım yapalım;

75.Ayette “Yo, hayır” ile başlaması “iş onların sandığı gibi değil” manasında [Kaynakolup dönemin cahil insanlarının düşündüklerinin yanlış olduğunu ispatlamak için yıldızların konumlarına ve hareketlerine yemin etmiştir Allah. Çünkü dönemin cahil toplumu “Cinden şeytanların büyücülere, kâhinlere, şairlere ilham verdiğini gökten haber çalıp, onlara bildirdiklerini sanıyorlardı. Kur’an’ın da cinler tarafından peygambere öğretildiğini iddia edip ona büyücü, kâhin, mecnun/cinlenmiş diyorlardı. Çünkü onlara göre bu kişilerin hepsi cinlerin ilişki kurduğu kimselerdi. Allah bunlara ayetlerle cevap vermiş; Kur’an’ın korunmuş bir Kitapta muhafaza edilen, tertemiz bir melek vasıtasıyla tertemiz bir peygambere indirilmiş şerefli bir kitap olduğunu, ona şeytanların dokunamayacağını açıklamıştır.”[Kaynak]

Ayrıca Zâriyat Suresi 7.Ayet ve 8.Ayette’te de aynı durumdan bahsedilir. Yine Allah peygambere atılan iftiralara karşı gök yüzüne,semâya yemin etmektedir;

Yörüngelere sahip olan göğe yemin olsun ki, şüphesiz siz çelişkili sözler söylüyorsunuz” 

(Bayraktar Bayraklı meâli-Zâriyat/7-8.Ayet)

“Yollara sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, peygamber hakkında çelişkili sözler söylüyorsunuz” 

(Diyanet İşleri Meali Yeni/7-8.Ayet)

 Fakat şeytanlar bizzat müdahale edemedikleri, dokunamadıkları ve Kıyamete kadar korunmakta olan Kur’an-ı Kerim’in apaçık anlamı anlaşılmasın, günün herhangi bir saatinde merak edilen bir konu üzerine ele alınıp bakılmasın, kolaylıkla ulaşılıp okunmasın diye dolaylı yoldan uydurma din kuralları ile abdestsiz şekilde Kur’an’a dokunulmaması gerektiği yalanını yaygınlaştırmışlardır. Hatta anlamından ve okunabilirliğinden ziyade evlerin, odaların duvarlarına asılı koruyucu nesne konumu haline bile getirilmektedir.

Birbirini destekleyen ayetlerin eşliğinde Kur’an’a abdestsiz dokunabilmenin ne kadar normal olduğunu, abdestsiz dokununca psikolojik bir eksiklik hissetmememiz gerektiği sonucuna varıyoruz.

Kaynakça

1-Vakıa Suresi 75.Ayet

2- Abdurrahman Çetin / Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1993

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.kadimmabet.net/kuran-i-kerime-abdestsiz-sekilde-dokunmak/

Kabir Azabı Meselesi

Hurafelerle, rivayetlerle harmanlanmış zorlaştırılan dine ait diğer bir uydurma da Kabir Azabı ile ilgilidir. Öyle ürkütücü ve korkunç şekilde anlatırlar ki bir süre sonra yapılan dinleyen kişinin nefesi kesilir. Müslümanları kabir azabıyla bilerek veya bilmeyerek korkutan her din adamı! hurafeleri yaygınlaştırmış olur. Her şeyin açıkça anlatıldığı, içeriğinde ne varsa onunla sorumlu olduğumuz tek gerçek kaynak ve rehber Kur’an-ı Kerim olduğundan, gelin Kabir azabı ile ilgili ayet var mı yok mu inceleyelim. Dikkat ederseniz sadece “kabir” kelimesi geçen ayetler demiyorum. “Kabir azabı” olarak var mı yok mu beraber inceleyelim;

Öncelikle kabir kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımızda (meal olarak Elmalılı Hamdi Yazır örneği verilmiştir.)

Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.

Hacc-7.Ayet

Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.

Fatır-22.Ayet

Sûr’a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.

Yasin-51.Ayet

O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür.

Kaf-42.Ayet

Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.

Kamer-7.Ayet

O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.

Mearic-43.Ayet

Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.

Abese-21.Ayet

Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,

İnfitar-4.Ayet

Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.

Adiyat-9.Ayet

Ayetlerden anlaşılacağı üzere kabir kelimesi kullanılmış, kabir azabı ve kabirde yaşandığı söylenen durumlarla ilgili hiç bir anlam kullanılmamıştır. 

Mü’min Süresi 46.Ayette ise özel bir tanımlama yapılmıştır. Firavun ve ailesi için ayırt edici bir durum söz konusudur. Örneğin Tebbet Suresi’nin 1.Ayetinde Ebu Leheb ismi geçmesi gibi;

( Ebu Leheb’in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya. Tebbet-1.Ayet)

Mü’min Suresi 45.Ayet şöyle;

[فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ]

Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun’un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.

46.Ayet şöyle;

[اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّاۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ]

Onlar, sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: “Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!” (denilecektir).

Sadece Firavun ve ailesine sabah akşam ateşe arz olunur sonucu çıkmaktadır. Burada ateşin arz olunması temas mı yoksa firavun ve ailesine görüntü olarak mı gösterildiği bilinmemektedir.

Şimdi Fatiha Suresine bir bakalım. Fatiha Suresi 4.Ayet’de Allah ne diyor?

[مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ]

o din gününün maliki Allâhın. (Elmalılı Orijinal)

Ceza gününün mâlikidir. (Diyanet Vakfı)

Din Gününün sahibidir. (Diyanet İşleri Eski)

Din/ceza ve ödül gününün sahibidir. (Bayraktar Bayraklı) …

Yani 4.ayette din günü/hesap günü/ceza gününden bahsedilmiştir. Dolayısıyla HESAP GÜNÜ gelmeden azap da yoktur. Her kim kabir azabı vardır diyorsa Kur’an ayetleri ile çelişiyor demektir.

Allah’ın Kur’an’da bile yer vermediği kabir azabı meselesini İslam’da varmış gibi anlatmak, insanları bununla korkutmak bir kötülüktür.

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://www.kadimmabet.net/kabir-azabi-meselesi/

Language »