
Hurafelerle, rivayetlerle harmanlanmış zorlaştırılan dine ait diğer bir uydurma da Kabir Azabı ile ilgilidir. Öyle ürkütücü ve korkunç şekilde anlatırlar ki bir süre sonra yapılan dinleyen kişinin nefesi kesilir. Müslümanları kabir azabıyla bilerek veya bilmeyerek korkutan her din adamı! hurafeleri yaygınlaştırmış olur. Her şeyin açıkça anlatıldığı, içeriğinde ne varsa onunla sorumlu olduğumuz tek gerçek kaynak ve rehber Kur’an-ı Kerim olduğundan, gelin Kabir azabı ile ilgili ayet var mı yok mu inceleyelim. Dikkat ederseniz sadece “kabir” kelimesi geçen ayetler demiyorum. “Kabir azabı” olarak var mı yok mu beraber inceleyelim;
Öncelikle kabir kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımızda (meal olarak Elmalılı Hamdi Yazır örneği verilmiştir.)
Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.
Hacc-7.Ayet
Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
Fatır-22.Ayet
Sûr’a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
Yasin-51.Ayet
O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür.
Kaf-42.Ayet
Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
Kamer-7.Ayet
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
Mearic-43.Ayet
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
Abese-21.Ayet
Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,
İnfitar-4.Ayet
Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.
Adiyat-9.Ayet
Ayetlerden anlaşılacağı üzere kabir kelimesi kullanılmış, kabir azabı ve kabirde yaşandığı söylenen durumlarla ilgili hiç bir anlam kullanılmamıştır.
Mü’min Süresi 46.Ayette ise özel bir tanımlama yapılmıştır. Firavun ve ailesi için ayırt edici bir durum söz konusudur. Örneğin Tebbet Suresi’nin 1.Ayetinde Ebu Leheb ismi geçmesi gibi;
( Ebu Leheb’in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya. Tebbet-1.Ayet)
Mü’min Suresi 45.Ayet şöyle;
[فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ]
Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun’un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.
46.Ayet şöyle;
[اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّاۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ]
Onlar, sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: “Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!” (denilecektir).
Sadece Firavun ve ailesine sabah akşam ateşe arz olunur sonucu çıkmaktadır. Burada ateşin arz olunması temas mı yoksa firavun ve ailesine görüntü olarak mı gösterildiği bilinmemektedir.
Şimdi Fatiha Suresine bir bakalım. Fatiha Suresi 4.Ayet’de Allah ne diyor?
o din gününün maliki Allâhın. (Elmalılı Orijinal)
Ceza gününün mâlikidir. (Diyanet Vakfı)
Din Gününün sahibidir. (Diyanet İşleri Eski)
Din/ceza ve ödül gününün sahibidir. (Bayraktar Bayraklı) …
Yani 4.ayette din günü/hesap günü/ceza gününden bahsedilmiştir. Dolayısıyla HESAP GÜNÜ gelmeden azap da yoktur. Her kim kabir azabı vardır diyorsa Kur’an ayetleri ile çelişiyor demektir.
Allah’ın Kur’an’da bile yer vermediği kabir azabı meselesini İslam’da varmış gibi anlatmak, insanları bununla korkutmak bir kötülüktür.